Teknoloji çağında stres gerçeği!

0
5257

Çağın hastalığı stres , can sıkıntısı ya da geçici bir neşesizlik hali değil. Aksine, bazen önemli hastalıkların, bazen de işsizliğin habercisi… Onunla savaşmak için atılacak ilk adım stres hakkındaki gerçekleri bilmek. Teknoloji çağının stresini teknolojiyle atlatmanın pek yolu yok!

Hala stresi can sıkıntısı sanıyorsanız şu haber başlıklarına bir göz atın: “Stres fıtık yapıyor”, “Stres hastalık nedeni”, “Stresli çalışma ortamı kalp düşmanı”, “Stres, hasta ediyor”,  “Stres iyileşmeyi yavaşlatıyor”, “Stres dişlere de zararlı”… Bu başlıklar uzayıp gidiyor.  Sürekli başım ağrıyor, ellerim titriyor, kalbim yerinden çıkacakmış gibi atıyor, gerginim içim içime sığmıyor mu diyorsunuz? Uykusuzluk ya da çok uyku, garip hastalıklar, yeme bozuklukları peşinizi bırakmıyor mu? Geçmiş olsun, basit gördüğünüz stres sizi de derinden etkiliyor. Bu global bir stres trendi ve yadırganacak bir durum da yok. Çünkü artık hayatlarımız koşturmadan varmak istediğimiz yere varmamızın imkansız olduğu bir hal aldı. Hayatta kalmak için daha çok çalışmak, daha çok düşünmek, daha hızlı hareket etmek ve birkaç şeyi aynı anda başarmak gerekiyor.

Organizmamız stres altında boğulurken, seçeneklerimiz bize gerçekte olduğundan daha sınırlı görünüyor. Davranış bilimciler bu psikolojik tepkiyi “öğrenilmiş çaresizlik” olarak adlandırıyor.
Organizmamız stres altında boğulurken, seçeneklerimiz bize gerçekte olduğundan daha sınırlı görünüyor. Davranış bilimciler bu psikolojik tepkiyi “öğrenilmiş çaresizlik” olarak adlandırıyor.

Neyse ki, neşesizlik ve can sıkıntısı gözüyle bakılarak biraz da basite alınan stresin, birçok hastalığa yol açabildiği, insanları işinden gücünden alıkoyacak, büyük hezeyanlara sürükleyecek kadar tetikleyici bir güce sahip olduğu anlaşıldı. 20 yıl öncesinde psikologlar iş stresinin sorumluluğunun neredeyse tamamını yoğun çalışmaya bağlıyordu. Oysa daha yeni çalışmalar eşitsizlik ve çalışanlarla şirketleri arasındaki fikir ayrılıklarının stresin asıl tetikleyicisi olduğunu gösterdi.

Stresi küçümsemeyin

stresVücudumuz bazen dayanma sınırına geliyor ve size tehlike sinyalleri göndermeye başlıyor. Sinyalleri dinleyerek birkaç davranışsal ve düşünsel değişimle stresi kontrol altına almak mümkün. Ama önce stresi iyi tanımak gerekiyor.

Beynimizin yapısında hayatın iniş çıkışlarıyla baş edebilme kapasitesi bulunuyor. Kimyasal devreler, gerektiğinde stres hormonlarını keserek tüm vücudun bunlardan arınmasını sağlayabiliyor. Fakat bunun oluşabilmesi için, günümüzün sürekli tetikte geçen, hareketli, durmak bilmeyen yaşantı tarzı içinde kısa molalar vermemiz gerekiyor. Molaların yalnızca hafta sonları ve yıllık tatillerde olması strese karşı duran kimyasal devrelerin işini zorlaştırıyor. Kendinizi yoğunluktan bir adım geriye çekme ihtiyacınızı bir süre göz ardı edebilirsiniz, ama araştırmalar eninde sonunda stresin yakanıza yapışacağını gösteriyor. Şu an ABD’de işten ayrılma nedenlerinin başında strese dayalı depresyon ve aşırı yıpranma geliyor.

Araştırmacılar stres mağduru kişilerin de benzer bir profille karşı karşıya kaldığını gösteriyor.
Araştırmacılar stres mağduru kişilerin de benzer bir profille karşı karşıya kaldığını gösteriyor.

Daha da kötüsü stres baş gösterdiğinde çoğumuz bununla başa çıkmak için yanlış yöntemlere yöneliyoruz. Geçtiğimiz aylarda ABD’li bir sağlık grubu tarafından yapılan araştırma, katılımcıların kronik stresle savaşmak için en çok televizyon izleme, egzersizlere ara verme ve sağlıklı beslenmeden vazgeçme yolunu tercih ettiğini gösterdi. Oysa bu başa çıkma mekanizmaları stresi azaltmadığı gibi, sakinleşmeye yardımcı olan egzersiz, arkadaşlarla zaman geçirme gibi yolların da önünü kesiyor. Böylece günden güne stresin etkileri de artıyor.

Stres kanın kimyasını değiştiriyor

stress ile ilgili görsel sonucuPsikologlar yıllar boyunca stresin yarattığı neşesizlik, güven kaybı, enerjisizlik gibi davranışsal belirtilere odaklandı. Ancak, yeni teknoloji beyin görüntüleme teknikleri ve daha kapsamlı kan testleri sayesinde artık stresin beyin ve kan üzerinde yarattığı incelemeler kolaylaştı ve ortaya ilginç veriler çıktı.

Bu zamanda herkes adrenalin akışının yarattığı kalp atışının hızlanması, terleme gibi etkilere aşına. Adrenaline oranla daha yavaş salgılanan ve kanda daha uzun süre kalan bir stres hormonu olan kortizolü de duymayan yok. Peki kısa vadede iyi hissettiren gıdaların zaman içinde stres dengemizi bozduğunuzu biliyor musunuz? Günümüzdeki kolayca uygulanan kapsamlı testler stresin farklı fakat birbiriyle ilişkili pek çok yoldan bizi etkilediğini gösteriyor. Örneğin kortizol seviyelerinin çok düşük olması da stresi etkilerken bu durum başka mekanizmaları da tetikleyerek saldırının gücünü arttırıyor. Son araştırmalar kronik yorgunluk, travma sonrası stres bozukluğu, halsizlik gibi durumların bazı açılardan birbiriyle bağlantı olduğunu gösteriyor. Şimdiki araştırmaların çoğu da genetik yatkınlıkla stres göstergeleri arasındaki ilişkiye odaklanıyor.

Stresin depresyon etkisi

Spor stresle başa çıkmanın etkin yollarından biri.
Spor stresle başa çıkmanın etkin yollarından biri.

Sabahları sıcak yataktan çıkarak günün yoğunluğuna dalmak çoğu insana zor gelir. Ya bir de beynimiz bize yardım etmeseydi? Her sabah uyanmamızdan birkaç saat önce beynin hipotalamus adlı küçük bölgesi böbrek üstünde yer alan adrenal bezlerini uyararak kortizol salgılanmasını sağlıyor ve bu da bir çeşit “uyan” sinyali yaratıyor. Uyanıp bilinç yerine geldiği sırada kortizol seviyeleri yükselmeye devam ediyor. Kortizol seviyeleri yeteri kadar yükseldiği ve beynimizin uyanmanın şokunu atlatmaya yardımcı olduğuna emin olduğunda adrenal bezleri salgıyı durduruyor. Diğer bir deyişle beynin strese tepki mekanizması bir nevi açma kapama düğmesi gibi.

Tükürük testine dayanarak ölçülen kortizol seviyeleri uyandıktan sonraki birkaç saat içerisinde en yüksek seviyelere ulaşıyor, gün içindeyse yavaşça düşmeye başlıyor. Fakat bu yapı depresyonda olanlarda değişiyor. Onlarda sabahları en yüksek seviyeye ulaşan kortizol bütün gün azalmadan aynı seviyede kalıyor. Hipotalamus açma kapama düğmesi bozulmuşçasına gün içinde stres hormonu seviyesini sabit tutuyor.

Araştırmacılar stres mağduru kişilerin de benzer bir profille karşı karşıya kaldığını gösteriyor. Fakat bu kişilerde tüm gün yüksek seyreden kortizol seviyeleri yerine sabahları hafif bir yükselişten sonra azalan ve gün boyu aynı kalan düşük düzeyler gözleniyor. Daha da ilginci bu tür bulanık kortizol düzeyleri travma sonrası stres hastalığı olanlarda da sıkça görülüyor. New York’taki Mount Sinai Tıp Okulu’ndan nörolog ve travma sonrası stres bozukluğu uzmanı Rachel Yehuda “Eskiden her şeyin sorumlusu olarak yüksek kortizolu görürdük ama artık düşük kortizolün de sorumlu olduğunu biliyoruz” diyor.

Stres önlenebilir mi?

Sistemimiz stres altında boğulurken, seçeneklerimiz bize gerçekte olduğundan daha sınırlı görünüyor. Davranış bilimciler bu psikolojik tepkiyi “öğrenilmiş çaresizlik” olarak adlandırıyor. Bu fenomen sinirsel sistemleri insanlara şaşırtıcı derecede benzeyen farelerle derinlemesine inceleniyor. Araştırmalarda, farelere bir kaçış yolu sağladığında belli bir sesten birkaç saniye sonra verilen elektrik şokundan nasıl kaçacaklarını çok çabuk öğrendikleri görülüyor. Fakat ses verildiğinde kaçış yolu kapatılırsa ve elektrik şoku verilmeye devam edilirse bir noktadan sonra kaçmayı denemekten vazgeçiyorlar. Daha sonra kaçış yolu tekrar açılsa bile, fareler daha önceden nasıl kaçılması gerektiğini biliyor olmalarına rağmen sesi duyduklarında donup kalıyorlar.

Tabii ki insanların entelektüel kapasitesi fareler kadar kıt değil. Fakat temel prensip aynı kalıyor. Kurallar çok fazla değiştiğinde ya da daha önce işleyen bir şey çalışmamaya başladığında mantık yürütme yeteneğimiz yara alabiliyor. Ancak, sinirsel sitemimizin öğrenilmiş çaresizliğe olan eğiliminin farkında olmak bile strese karşı daha sağlıklı baş etme yöntemleri uygulamaya ve stres yükünü azaltacak alışkanlıklar geliştirmemize olanak sağlıyor.