Bilgi Çağı Radyo programı

Mehmet Akif Özdemir: “Bilişim teknolojisi ve sosyal medya bizi “Gutenberg parantezi” öncesine götürecek”

  • ÖZEL RÖPORTAJLAR
  • Halil İbrahim İzgi
  • 18 Temmuz 2012 Çarşamba
  • Yorum
  • Yazdır
  • PDF
Mehmet Akif Özdemir, UNESCO’da Türkiye Daimi Temsilciliği Müsteşarı olarak görev yapıyor. Kendisi aynı zamanda özellikle kültür ve dijital dönüşüme dair görüşlerini Twitter aracılığı ile paylaşıyor. UNESCO’da kültürel konulara ilişkin politikaları da takip eden Özdemir’le dijital kültürün küresel ölçekte getirdiği yenilikleri konuştuk. Zihin açıcı bu söyleşi sorularımıza yanıt bulduğumuz kadar yeni soruları da gündemimize taşıyor. 
Mehmet Akif Özdemir: “Bilişim teknolojisi ve sosyal medya bizi “Gutenberg parantezi” öncesine götürecek”

Dijital teknolojilerin dünya kültürüne en çok katkı yaptığı alanlar neler?

1980’lerin sonunda kaydolduğum Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde de öğrencilerin yabancı dile ilgisi, iş sınavlarında sağladığı avantajın ötesine geçmiyordu. Yurtdışına çıkabilmiş şanslı sınıf arkadaşlarımın sayısı bir elin parmaklarını aşmıyordu. Yabancı yayınların pahalı ve erişimi güç olan bir dünyada, yabancı dilin faydası şüpheli görünüyordu. E-posta kavramı henüz ortada yokken, üniversitede bilgi paylaşımı tümüyle fotokopiye dayanmaktaydı. Küçücük metal dolabımın yarısını fotokopi notların doldurduğunu unutamam.

Sayısal teknolojilerin hayatımıza en önemli katkısı, kanımca insanlar arasında iletişimi kolaylaştırması ve maliyetini bedavaya yakın derecede düşürmesidir. Binlerce yıllık insanlık tarihi düşünülürse, elde edilen bu imkanın henüz çok yeni olduğunu, asıl etkilerini ise önümüzdeki 20-30 yıl içinde hissedeceğimizi düşünüyorum. Hemen tüm meslekler kendilerini yeniden tanımlamak zorunda kalacaklar. Hiçbir meslek dün icra edildiği gibi sürdürülemeyecek. Şu anda hissettiğimiz sarsıntılar, bu büyük dönüşümün ayak seslerinden ibaret. Dönüşüm başladı ama tam süratini henüz yakalamadı. Biraz daha bekleyeceğiz.

Dijital dünyadaki gelişmeler kültür hayatımızı nasıl etkiliyor?     

Bilişim teknolojisi eğitime önemli katkı sağlama potansiyelini taşıyor. Ancak beklentilerin gerçekçi tutulması da önemli... Örneğin öğretmenlerinizi iyi yetiştiremiyorsanız, rakiplerinize kıyasla milli gelirinizden eğitime daha az pay ayırıyorsanız, sağlıklı ölçme-değerlendirmede ve eğitime ayrılan kaynakların verimli kullanımında sorunlar yaşıyorsanız, bilişim teknolojisini “her derda deva mucize bir çözüm” olamaz. Kısaca ifade edersem, iyi eğitimli insanların bilişim teknolojisinden azami fayda sağlayacağını, fakat yalnızca bilişim teknolojisinin imkanlarıyla iyi eğitimli insan yetiştirilemeyeceğini düşünüyorum.

İnternet size aradığınıza kolay ulaşma şansı veriyor. Yeni kitaplardan, düşüncelerden, eleştirilerden anında haberdar olabiliyorsunuz. Tabii, merak duygusu ve öğrenme isteğini teşvik eden bir eğitim hayatından geçmediyseniz, bu ancak teoride kalacaktır.

Sahip olduğumuz büyük potansiyele rağmen, ülkemizin entellektüel manada yakın zamana kadar yurtdışında olup bitenlere yeterince açık olduğu söylenemezdi. Sayısal teknolojilerin bu noktada olumlu katkılar yaptığı açıktır. İnternet, belirli altyapıya sahip ve öğrenme motivasyonu yüksek bireylerin önünü açıyor. Mesela internetin akademisyenlerin temasını kolaylaştırması, üzerinde durulması gereken başlı başına önemli bir noktadır. Bu sayede, vaktiyle organizasyonu aylar alan etkinlikler, günümüzde birkaç haftada gerçekleştirilebiliyor.

 

Basılı kitaplardan dijital kitaplara geçilmesi kültürün üretimi ve iletiminde nasıl bir rol oynuyor ve oynayacak?

Bugün mevcut teknolojik altyapı, dünyanın tüm kütüphanelerdeki kitapları insanlığın erişimine açmaya uygundur. “Bilgi toplumu” çok sevilen ve tekrarlanan bir yeni terim. Fakat gerçekçi olalım, ücretli bir veritabanı aboneliğiniz yok ise, hâlihazırda internette bulabileceğiniz sistematik bilgi pek kısıtlıdır. Birçok konuda erişebileceğiniz en iyi bilgi kaynağı Wikipedia’dan ibarettir ki, güvenilirlik ve kalitesine ilişkin haklı tereddütler herkesin malumudur. Kütüphanelerin koleksiyonları, küçük istisnalar hariç paylaşıma kapalıdır. Sorun teknolojik değil, telif hakları ve kültür sektöründe mevcut iş modeliyle ilgilidir. Ekonomik ve stratejik geniş yansımaları olan konular bunlar.
Telif hakları sahipleri, entelektüel ürünleri bir kez sayısal ortama aktarıldığında, sayısız kez kontrolsüz kopyalanmasından çekiniyorlar. Bu endişelerinin haksız olduğuna da kimse söyleyemez sanırım.

Tahmin muhtelif ama, basımevleri, film yapım, dağıtım firmaları gibi geleneksel aracı kuruluşların rollerinin sayısal dönüşümden ne şekilde etkileneceğini kimse bilemiyor. Gelecekte güçlerini ne derecede koruyabilecekleri, yeni iş modellerinin ne olacağı henüz belirsiz.

E-kitaplar bilgiye erişimi daha eşitlikçi bir duruma getirebilir mi?

Kültür ürünlerinin sayısallaştırılarak erişiminin kolaylaştırılmasının tüm insanlığa muazzam yararlar sağlayacağı da açıktır. Bir an için şunu hayal edin, dizüstü bilgisayarınız veya tablet cihazınızdan dünyanın en büyük on milli kütüphanesinin kolleksiyonlarının tamamına erişebiliyorsunuz. Böyle bir dünyada boyutlarını bugünden düşünemediğimiz yeni entelektüel rüzgarlar esecektir. Tabii, bu hiç kolay bir mesele değil. Dikkat ederseniz, insanlığın bugüne kadar ürettiği bilgi stoğu ülkeler arasında eşit dağılmamıştır. Bilginin engelsiz akışkanlık kazandığı bir dünya kime daha fazla fayda sağlayacak? Kanımca eğitimli genç nüfusu olan ülkelere. Bilgi tekellerinin zayıflaması, küresel oyun alanını daha adil hale getirebilir. Stratejik ve ekonomik dengeleri kökünden oynabilecek gelişmelerden söz ediyoruz, daha azından değil. AB Komisyonu’nun Google’ı, Microsoft’u karşı başlattıkları uzun dava süreçlerini hatırlatırım.

Sayısallaştırılmanın kültüre erişimde eşitliği sağlamasa bile güçlendireceğini söyleyebiliriz. Bu noktada telif sahiplerinin korunması tabii önemli. Ancak rantabilitesini artık kaybetmiş eski iş modellerini koruma tuzağına da düşmemek, yeni çözümlere yönelmek de gerekli. Matbaaya karşı elyazmasını savunanların pozisyonuna giremeyiz. Bugün kültür sektöründe yeni dengelere ihtiyacımız var ve “korsan ürüne hayır” sloganı gelecek için yeterli değil. Telif sahiplerinin korunmasına evet, fakat bir kitabın, bir bilgisayar oyununun milli geliri bizden kat kat yüksek bir ülkede ve Türkiye’de aynı fiyatla pazarlanmasında ben yanlış birşeyler görüyorum. Burada aleyhimize bariz bir adaletsizlik yok mu? Çözüm korsanlık olamaz ama ticari aktörlerin de aşırı muhafazakar ve statükocu yaklaşımlarını gözden geçirmeleri bir zorunluluk olarak kendini dayatıyor. Önümüzdeki on yılda teknolojinin bu yöndeki baskısının gerek yerli gerek yabancı bu aktörleri mevcut tutumlarını değiştirmeye mecbur kılacağını öngörüyorum.

 

UNESCO’nun dijital kültüre ilişkin ne gibi çalışmaları var?

UNESCO’nun İletişim ve Enformasyon Sektörü içinde 1992 yılında başlatılan Dünya Belleği Programı (Memory of the World Programme), 2012’de 20. yılını kutlamaktadır. İnsanlığın, tarihi, kültürel ve sosyal belleğini oluşturan, k

İlgili Haberler