Bilgi Çağı Radyo programı

Türkiye'nin yurtdışına gönderdiği bilim insanı statüsündeki kişi sayısı 50 bini aştı. Bu büyük bilim

Türkiye’nin yurtdışına gönderdiği bilim insanı statüsündeki kişi sayısı 50 bini aştı. Bu büyük bilim diasporası, yarattıkları işbirliği sayesinde Türkiye’yi bilginin üretildiği ağlara dahil ediyor. Bilim dünyası ile Türkiye arasında, diaspora sayesinde oluşan bu organik bağlar kalkınmanın da önemli parçalarından birini oluşturuyor.
Türkiye'nin yurtdışına gönderdiği bilim insanı statüsündeki kişi sayısı 50 bini aştı. Bu büyük bilim

En genel tanımıyla az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerin yetiştirdiği bilim adamlarının çalışmak amacıyla gelişmiş ülkelere gitmesine beyin göçü deniyor. Dünyanın hemen her yerine dağılan Türk diasporasının arasında YÖK'ün hazırladığı bir rapora göre, beyin göçü kapsamına girebilecek 50 binden fazla kişi var. Bu kişiler yeteneklerini Türkiye'nin üniversitelerinde ve firmalarında çalışarak kullanmak yerine, daha gelişmiş ülkelerin kurumlarında katma değer üretiyorlar. İlk bakışta Türkiye için yeri doldurulamayacak bir kayıp olarak görünse de, gönlü hep Türkiye'de olan bilim insanları sayesinde bu durum önemli bir avantaja dönüşüyor.

{mospagebreak}Özellikle ABD ve Avrupa'da çok değerli Türk bilim insanları var. Bu insanlar bulundukları üniversitelerde veya değişik kurumların Ar-Ge bölümlerinde inovatif ve öncü çalışmalar yaparak hem bulundukları ülkeye hem de bilim dünyasına önemli katkılarda bulunuyorlar. Peki ya Türkiye bu durumda kaybeden taraf konumunda mı? Elbette hayır! Çünkü bu insanların yaptıkları çalışmaların Türkiye'ye de önemli getirileri oluyor. ABD'den Prof. Dr. Hüseyin Abut ve Dr. Hande Özdinler, Almanya'dan Prof. Dr. Faruk Şen ve İsviçre'den Prof. Dr. Ataç İmamoğlu'na neden yurtdışına gittiklerini sorduk. Bu insanların Türkiye'yi bırakıp gitmelerinin sebebi, çalışmaları için daha uygun ortamlar bulabilmek. Ama akılları hep burada. Her ne kadar Türkiye'yi bilim için terk etmiş olsalar da, gönüllerinden hep Türkiye'ye fayda sağlayacak işler yapmak geçiyor ve bunun için elde ettikleri imkanları seferber ediyorlar.

Aslında, Türkiye'de yapmak istedikleri çalışmalarla ilgili gerekli olanakları bulamayan bu insanların potansiyeli yurtdışında değerlendiriliyor. Bu kişiler Türkiye'yi orada en iyi şekilde temsil ederken sahip oldukları network'lere Türkiye'den kişi ve kurumları da dahil ediyorlar. Böylece, Türkiye olarak yeni çalışmaları eş zamanlı takip etme ve pek çok önemli projenin içinde yer alma şansımız oluyor. Örneğin Stanford ve San Diego Eyalet üniversitelerinde yıllarca hocalık yapan Hüseyin Abut, ABD'nin de dahil olduğu ‘Güvenli Sürüş Girişimi' (DriveSafe) isimli oldukça geniş çaplı projeye Türkiye'yi de sokmayı başardı. Üstelik tek bir kurumla da değil: İstanbul Teknik, Sabancı ve Koç üniversitelerinin yanında Renault, Fiat ve Ford firmalarının da bu projede yer almasını sağlayarak, Türkiye'nin trafik güvenliği konusunda önemli gelişmelerden hem haberdar olmasına hem de bu gelişmelerde önemli roller almasına imkan yarattı.

{mospagebreak}Alt Yapı nerdeyse beyin orada

Başta ekonomi olmak üzere, Türkiye değişik nedenlerden dolayı 1900 yılların başından beri başka ülkelere göç veriyor. Kurtuluş Savaşı esnasında duraklayan bu göçler, 1950 yılında başka bir dalga ile yeniden başladı. Bu dalga, beyin göçünün de başladığı dönem, çünkü özellikle nitelikli insanlar ve akademisyenlerin başka ülkelere gitmeye başlaması da bu zaman dilimine rastlıyor. O yıllarda ABD'de ortaya çıkan profesyonel ihtiyacı ve Türkiye'de zorunlu kılınan mecburi hizmet gibi kısıtlamalar nitelikli insanların göç etmesinde etkili oluyordu. 1980'li yıllarda ise bu sefer küreselleşme dolayısıyla beyin göçüne sebep olan yeni bir dalga daha başladı. Bu dönemde de değişik sosyal gruplara ait, fakat hepsi eğitimli pek çok kişi bu göç dalgasına katıldı. Beyin göçünün içinde en önemli yeri tutan bilim insanlarının göçmelerinin en büyük nedeni, bilimsel çalışmalarını yapabilmek için Türkiye'de bulamadıkları imkanları başka ülkelerde aramak.

ABD'de de yaşayan ve ‘sinir bilimi' üzerine çalışan Dr. Hande Özdinler, ancak işini yapmak için gereken alt yapıyı bulabildiği yerde çalışacağını belirtiyor. Yurtdışında çalışmanın onun için bir tercih olmadığını, yaptığı araştırmaları yurtiçinde aynı hızla aynı oranda yapamayacağını için orada kaldığını söylüyor. Özdinler için işini iyi yapmak nerde yaşadığından daha önemli, ama "Şartlar elverse Türkiye'de olmayı elbette isterim" diye eklemeden de geçemiyor. 

İsviçre'de Eth Zurich Enstitüsü'nde kuantum elektroniği üzerine araştırmalar yapan Prof. Dr. Ataç İmamoğlu, orada bulduğu imkanlar sayesinde araştırmalarını yapabildiğini, bu imkanları başka yerde özellikle Türkiye'de bulmanın zor olduğunu ifade ediyor. İmamoğlu, bilimsel olarak üretken olduğu ve çalıştığı konuda ortak işler yapabileceği bilim insanlarını da bulduğu İsviçre'den ayrılmayı şu an için düşünmüyor. Ama o da imkanlar elverdiği zaman gelmeyi hep gündeminde tutuyor.  

Kalpleri Türkiye'de

Göç ettikleri yerlerde kolay kolay asimile olmayan Türk halkı gibi Türk bilim insanları da Türkiye'den nerdeyse hiç kopmuyorlar. Yaşadıkları ü

İlgili Haberler