Görevlerin ticareti ve küreselleşen Ar-Ge politikası

0
516
Bu durum uluslararası ticaret teorisinde ezber bozan değişimleri de beraberinde getirdi. Ticaret teorisinin özü, David Ricardo’nun karşılaştırmalı üstünlük teorisine dayanır. Bu teori hemen hemen her ders kitabında aynı örnekle açıklanır: İngiltere’nin tekstil üretiminde Fransa’ya göre daha üretken ve Fransa’nın şarap üretiminde İngiltere’ye oranla daha verimli olduğunu düşünelim. İngiltere tekstil üretiminde, Fransa’da şarap üretiminde uzmanlaşarak ve ihtiyaç fazlası malları ticaret yoluyla birbirlerinden satın alarak her iki ülkenin de büyümesi mümkün. Yukarıdaki örneklerden de anlaşılacağı üzere, teknolojinin üretimi mekân bağından ayrıştırması, işletme organizasyonunu değiştirerek üretimin ve mesleklerin giderek artan oranda parçalanmasına yol açtı. Artan oranda ara-malı ticaretine dayanan bu yeni üretim stratejisi uluslararası ticaretin, basit şarap-tekstil örneğinden çok daha karmaşık bir yapıya büründüğünü gösteriyor.
Bu değişimde son 20 yılda öne çıkan üç önemli gelişme etkili oldu.
(i)                 Teknolojik gelişmeler, bilgiye erişimde ve veri transferinde kolaylık sağladığı gibi, haberleşme ve ulaşım ücretlerinde büyük düşüşlere yol açtı.
(ii)               Serbest ticaret argümanları ve uluslarası ticaret kısıtlamalarındaki azalmalar nedeniyle girdi maliyetlerinde düşüşler yaşandı.
(iii)             Çin ve Hindistan ekonomilerinin serbestleşmesi ve özellikle düşük işgücü maliyeti nedeniyle, bu iki ülke büyük miktarda doğrudan yabancı sermaye yatırımı çekti.
Bu gelişmeler üretim yapılanmasını ve işletme organizasyonunu değiştirerek üretimin coğrafi kümelenmesi ile coğrafi dağılımı arasındaki dengeyi bozdu. Ekonomi yazınında offshoring olarak da nitelendirilen bu gelişme küreselleşme vasıtasıyla üretimin coğrafi dağılımını hızlandırdı.
Konunun teknik tarafına çok fazla girmeden esas ilginç noktaya gelelim. Politika yapıcıları, bu durumun kısa vadeli etkilerinden öte, uzun vadede görülebilecek değişimler üzerine kafa yormaya başladı. Dikkat ederseniz “ekonomi politikası” kavramını özellikle kullanmayıp, politika demekle yetindim. Bunun nedeni şu an için masum görünen bu gelişmenin yakın gelecekte pek çok alanda köklü değişikliklere yol açma potansiyelidir. Politika inovasyonu ve öngörü, şu anda gelişmiş olarak nitelendirdiğimiz pek çok ülkenin ekonomik kalkınmasında belirleyici olmuştur. Bu gelişmeler ışığında hareket eden ve politika belirleyebilen ülkeler, yakın gelecekteki kalkınmanın lokomotifi olacaklardır. Üretimin ve mesleklerin parçalanıp daha ucuza yapıldığı mekânlara kayması stratejisine dayanan yeni üretim yapılanması, politikada ne gibi değişikliklere yol açabilir? Türkiye’nin gelecekteki kalkınmasındaki öneminden dolayı inovasyon ve eğitim politikaları örneğiyle konuyu açıklamaya çalışalım.
İlk olarak, teknoloji ve inovasyon politikasını ele alalım. Araştırma-Geliştirme (Ar-Ge) vergi desteklerinden ve benzeri teşviklerden yararlanan işletmeler, üretim parçalanması yoluyla yurtiçi işleri, yurtdışındaki işlerle ikame etme yoluna gittiği takdirde, bu teşviklerin en önemli amaçlarından birisi, yani “yeni ürün geliştirme yoluyla iş gücü yaratma” sekteye uğramış olacak. Ar-Ge teşviklerindeki şu andaki mantığa göre; işletme, aldığı desteği ürün ya da süreç geliştirmek için kullanır. Başarılı olursa bu ürün yurtiçinde üretilip ithal ikamesi sağlanır (eğer ürün ülke için yeniyse). Sonuç dünya için yeni bir ürünse, bu tabii ki daha çok gelir anlamına geliyor. Ancak işletmenin maliyet avantajlarından yararlanmak için üretimi parçalamak suretiyle, ürünün ana bileşenlerini farklı ülkelerde ürettirip, Türkiye’de birleştirdiğini düşünelim. Bu durumda işletme Türkiye yerine yurtdışında istihdam yaratmış olacaktır. Yani Türkiye devletinden alınan Ar-Ge teşviki, başka bir ülkenin işgücü piyasasını olumlu olarak etkileyecektir.
Simdi gelin bu durumu bir adım daha öteye taşıyarak konuya biraz daha renk katalım. European Restructuring Monitor (www.eurofound.europa.eu/emcc/erm/index.htm) Avrupa’daki işletmelerin üretim birimlerini hangi ülkelere kaydırdığı ve bu organizasyon değişikliğinden hangi birimlerin daha çok etkilendiği konularında bilgiler içeriyor. Detaylı incelemeler Avrupa’daki işletmelerin şu an için küçük bir kısmının Ar-Ge birimlerini yurtdışına taşıdığı ya da yurtdışından Ar-Ge hizmeti aldığını gösteriyor. Bu trend giderek artıyor. Bu durumda AB Ar-Ge desteği, Hindistan, Çin’in ya da diğer bir üçüncü ülkenin teknolojik yapısını dolaylı da olsa desteklemiş oluyor. Ar-Ge politikasının küreselleşmesi bu olsa gerek. Yeni üretim yapılanması, Fordist ya da Taylorist üretim gibi bir üretim standardına dönüşürse, kuşkusuz Ar-Ge teşvik ve inovasyon politikasının gözden geçirilmesi gerekecek.
Görevlerin ticareti teorisinin bir diğer olası etki alanı da eğitim politikasıdır. Bir mesleğin görev tanımındaki bazı görevlerin yurtdışı üretim noktalarına kayması, bu görevlere olan talebi kalıcı olarak düşürebilir. Bu durum, talebin düşük olduğu görevde uzmanlaşmış meslek kollarına olan talebi de düşüreceğinden, dolaylı olarak bu meslek grubuna yönelik eğitime olan talebi de düşürecektir. Örneğin, bilişim sektöründe geçen yıl yaratılan yazılımcı ve bilişim hizmeti işinin, Hindistan’ın bilişim sektöründe öne çıkmasıyla bir önceki yıla göre yüzde 15 azaldığını ve bu durumun ileriki yıllarda devam edeceğini varsayalım. Yazılım işleri farklı mekanlarda yapılıp, ülkeye ithal edildikten sonra herhangi bir sisteme entegre edilebilir. Tabii ki burada işin doğru yapılıp yapılmadığının kontrolü büyük önem taşıyor. Bu durum, bilişim sektöründe rutin yazılımdan öte kalite kontrol ve yön