Türkiye uçlardan kurtulabilir mi?

0
436

Sosyal yapı ile inovasyon arasında nasıl bir ilişki vardır? Pek çoğumuza basit gibi görünen bu soruya cevap vermek aslında çok da kolay değil. Sosyal yapı pek çok doğrudan ve dolaylı mekanizma vasıtasıyla inovasyonu etkileyebilir. Örneğin, sosyal yapı (ya da kültür) hukuk kurumu ya da eğitim kurumu vasıtasıyla inovasyonu etkileyebilir. Hukuksal yapı ve eğitim, inovasyon ile doğrudan ilişkilidir. Örneğin, fikri mülkiyet ve eğitim kalitesinin (özellikle gelişmiş ülkelerde) inovasyonu artırdığını gösteren pek çok uygulamalı çalışma mevcut. Peki bu ülkelerde eğitim ve hukuk kurumunun gelişmiş olmasının nedeni nedir? Sosyal yapı (ya da günümüzdeki moda tabiriyle sosyal sermaye) hem inovasyonu hem de gelişmişliği aynı anda açıklayabilir mi?

 

Aşağıdaki şekil sosyal yapının bazı etmenlerini inovasyon ile ilişkilendiriyor. Sonuç çarpıcı ve bir o kadar da düşündürücü: Yeniliğe açık ve geleneksel yapının etkili olmadığı toplumlar daha fazla inovasyon faaliyetinde bulunuyor. Grafik 1’de esas üzerinde durmamız gereken husus yazıma başlığını da veren Türkiye’nin konumu. Türkiye neden dört şekilde de grafiğin uçlarında (daha doğrusuyla yanlış ucunda) yer buluyor. Türkiye’nin uçlardan kurtulması ne kadar mümkün? Mümkünse ne kadar zaman alır? 

 

Son yıllarda yapılan çalışmalarda inovasyonun sosyal boyutu ön plana çıkmaya başladı. Kişiler arası genel güven, yeniliğe açıklık, hoşgörü, geleneksel yapıya direnç gibi kültür ve sosyal yapının (ya da sosyal sermayenin) pek çok etmeni inovasyonu doğrudan ya da eğitim ve hukuk gibi kurumlar üzerindeki etkileri vasıtasıyla dolaylı olarak etkileyebilir.

 

Geleneksel yapı yeniliğe direniyor

Şekilde, sosyal yapıya gösterge teşkil eden dört etmeni, Ar-Ge harcamalarının GSYİH’ye oranıyla ilişkilendirdim. Hem inovasyon, hem de sosyal yapı göstergelerini çeşitlendirmek mümkün. Sonuçta aşağıdakinden çok da farklı olmayan bir resim ortaya çıkıyor. Gazete okuma oranı, genel güven endeksi ve yeniliğe açıklık endeksi, Ar-Ge harcamaları ile doğrudan ilişkili. Bu değişkenlerde diğer ülkelere oranla daha iyi performans sergileyen ülkelerin, Ar-Ge harcamlarının da aynı oranda yüksek olduğunu görüyoruz.

 

Sol alt şekildeyse geleneksel yapının önemli olduğu toplumlarda Ar-Ge harcamalarının göreceli olarak düşük olduğu görülüyor. Bu, geleneksel yapının yeniliğe direnci şeklinde daha genel bir biçimde de yorumlanabilir. Hatta toplumları, yukarıdakilere benzer göstergeler ışığında, inovosyona yatkın ve yatkın olmayan toplumlar şeklinde sınıflandırmak bile mümkün.

 

Önceden vurguladığım gibi, sosyal yapı (kültür), kurumsal yapı ve inovasyon (ve ekonomik gelişmişlik) üçgeni üzerine çok ilginç akademik çalışmalar yapılıyor. Bu konuya toplumsal ilginin artmasında akademik çalışmaları daha yalın ve basit bir dille sunarak işleyen Toronto Üniversitesi İşletme Bölümü Profesörü Richard Florida’nın etkisi de yadsınamaz. Konuya ilgi duyanlar Richard Florida’nın yaratıcı sınıf üzerine üçlemesini okuyabilirler (The Rise of the Creative Class, The Flight of the Creative Class ve City and the Creative Class).

 

Sosyal değişkenler daha yavaş değişirler

Sorumuza geri dönelim: Türkiye’nin grafiğin yanlış ucundan doğru ucuna yönelmesi ne kadar mümkün? Mümkünse ne kadar zaman alır? Sosyal değişkenler, ekonomik değişkenlere oranla çok daha yavaş değişirler. Yeni kurumsal iktisadın en önemli temsilcilerinden Oliver Williamson kurumların değişim sürecini irdelerken, kurumların kültüre oranla çok daha çabuk değiştiğini savunur (10 yıllık süreçlere karşın 100 yıllık süreçler). Peki sosyal yapıyı oluşturan değerler sistemi bu kadar yavaş değişiyorsa, grafiğin güney batı köşesinden kuzey doğu köşesine gitmek ne kadar mümkün? Siyasi iktidarlar bu değişimin hızını bir ölçüde etkileyebilirler. Devlet politikası doğru tasarlandığı takdirde düşük sosyal sermaye-düşük inovasyon kilitlenmesine çare olabilir. Bunun için iki ana politika aracı vardır:

 

1. Temel ve yüksek eğitim sisteminin yapısı, kalitesi ve diğer kurumlarla uyumunu etkileyen politikalar
2. Kurumsal sistemi değiştiren politikalar.

 

Değerler sisteminin değişmesindeki etkilerinden dolayı eğitim ve özellikle hukuk sistemi büyük önem taşıyor. İşte bu nedenle, ister demokrasi isterse otokrasi yoluyla iktidara gelen her politik güç, eğitim ve hukuk kurumunu kontrol etmek ve amaçları doğrultusunda değiştirmek ister.

 

Grafiğin bir ucundan diğer ucuna gitmek oldukça zor ve zaman alan bir değişim gerektiriyor. Bu değişim, toplumun büyük kesimi ve siyasi irade tarafından ne kadar desteklenirse o kadar hızlı olur. Değerler sistemi tarafindan oluşturulan altyapı desteğinden yoksun ekonomik ve teknolojik gelişmenin sürdürülebilir olmadığını düşünüyorum. Türkiye’de, şu anda, böyle kapsamlı bir değişime dayanak olabilecek siyasi irade ve toplumsal bilinç maalesef mevcut değil. Bu yüzden bu konuda karamsar bir tavır takınıyorum. Ancak aynı zamanda, 20 yıl sonra bu yazıyı tekrar okuduğumda “Ne kadar yanılmışım” demeyi de canı gönülden istiyorum.

 
Veri kaynağı: Eurpean Social Surveys, 2004 ve Eurostat. Veri kaynağı ve değişkenler hakkındaki daha fazla bilgi almak isteyenler bana e-postayla ulaşabilirler. s.akcomak@merit.unimaas.nl AT: Avusturya, BE: Belçika, CH: İsviçre, CZ: Çek Cumhuriyeti, DE: Almanya, DK: Danimarka, EE: Estonya, ES: İspanya, FI: Finlandiya, FR: Fransa, GR: Yunanistan, HU: Macaristan, IE: İrlanda, IS: İsrail, LU: Luksemburg, NL: Hollanda, NO: Norveç, PL: Polonya, PT: Portekiz, SE: İsveç, SI: Slovenya, SK: Slovakya, TR: Türkiye, UK: İngiltere.