Türkiye’nin yurtdışına gönderdiği bilim insanı statüsündeki kişi sayısı 50 bini aştı. Bu büyük bilim

Türkiye’nin yurtdışına gönderdiği bilim insanı statüsündeki kişi sayısı 50 bini aştı. Bu büyük bilim
Şubat 13 01:02 2008


Normal
0
21
false
false
false
MicrosoftInternetExplorer4

/* Style Definitions */
table.MsoNormalTable
{mso-style-name:”Normal Tablo”;
mso-tstyle-rowband-size:0;
mso-tstyle-colband-size:0;
mso-style-noshow:yes;
mso-style-parent:””;
mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt;
mso-para-margin:0cm;
mso-para-margin-bottom:.0001pt;
mso-pagination:widow-orphan;
font-size:10.0pt;
font-family:”Times New Roman”;
mso-ansi-language:#0400;
mso-fareast-language:#0400;
mso-bidi-language:#0400;}

En genel tanımıyla az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerin
yetiştirdiği bilim adamlarının çalışmak amacıyla gelişmiş ülkelere gitmesine beyin
göçü deniyor. Dünyanın hemen her yerine dağılan Türk diasporasının arasında
YÖK’ün hazırladığı bir rapora göre, beyin göçü kapsamına girebilecek 50 binden
fazla kişi var. Bu kişiler yeteneklerini Türkiye’nin üniversitelerinde ve
firmalarında çalışarak kullanmak yerine, daha gelişmiş ülkelerin kurumlarında katma
değer üretiyorlar. İlk bakışta Türkiye için yeri doldurulamayacak bir kayıp
olarak görünse de, gönlü hep Türkiye’de olan bilim insanları sayesinde bu durum
önemli bir avantaja dönüşüyor.

{mospagebreak}Özellikle ABD ve Avrupa’da çok değerli Türk bilim insanları
var. Bu insanlar bulundukları üniversitelerde veya değişik kurumların Ar-Ge
bölümlerinde inovatif ve öncü çalışmalar yaparak hem bulundukları ülkeye hem de
bilim dünyasına önemli katkılarda bulunuyorlar. Peki ya Türkiye bu durumda
kaybeden taraf konumunda mı? Elbette hayır! Çünkü bu insanların yaptıkları
çalışmaların Türkiye’ye de önemli getirileri oluyor. ABD’den Prof. Dr. Hüseyin
Abut ve Dr. Hande Özdinler, Almanya’dan Prof. Dr. Faruk Şen ve İsviçre’den Prof.
Dr. Ataç İmamoğlu’na neden yurtdışına gittiklerini sorduk. Bu insanların
Türkiye’yi bırakıp gitmelerinin sebebi, çalışmaları için daha uygun ortamlar
bulabilmek. Ama akılları hep burada. Her ne kadar Türkiye’yi bilim için terk
etmiş olsalar da, gönüllerinden hep Türkiye’ye fayda sağlayacak işler yapmak geçiyor
ve bunun için elde ettikleri imkanları seferber ediyorlar.

Aslında, Türkiye’de yapmak istedikleri çalışmalarla ilgili
gerekli olanakları bulamayan bu insanların potansiyeli yurtdışında değerlendiriliyor.
Bu kişiler Türkiye’yi orada en iyi şekilde temsil ederken sahip oldukları
network’lere Türkiye’den kişi ve kurumları da dahil ediyorlar. Böylece, Türkiye
olarak yeni çalışmaları eş zamanlı takip etme ve pek çok önemli projenin içinde
yer alma şansımız oluyor. Örneğin
Stanford ve San
Diego
Eyalet üniversitelerinde yıllarca hocalık yapan Hüseyin Abut,
ABD’nin de dahil olduğu ‘Güvenli Sürüş Girişimi’ (DriveSafe) isimli oldukça
geniş çaplı projeye Türkiye’yi de sokmayı başardı. Üstelik tek bir kurumla da değil:
İstanbul Teknik, Sabancı ve Koç üniversitelerinin yanında
Renault, Fiat ve Ford firmalarının da bu projede yer
almasını sağlayarak, Türkiye’nin trafik güvenliği konusunda önemli
gelişmelerden hem haberdar olmasına hem de bu gelişmelerde önemli roller
almasına imkan yarattı.

{mospagebreak}Alt Yapı nerdeyse beyin orada

Başta ekonomi olmak üzere, Türkiye değişik nedenlerden
dolayı 1900 yılların başından beri başka ülkelere göç veriyor. Kurtuluş Savaşı
esnasında duraklayan bu göçler, 1950 yılında başka bir dalga ile yeniden başladı.
Bu dalga, beyin göçünün de başladığı dönem, çünkü özellikle nitelikli insanlar
ve akademisyenlerin başka ülkelere gitmeye başlaması da bu zaman dilimine
rastlıyor. O yıllarda ABD’de ortaya çıkan profesyonel ihtiyacı ve Türkiye’de
zorunlu kılınan mecburi hizmet gibi kısıtlamalar nitelikli insanların göç
etmesinde etkili oluyordu. 1980’li yıllarda ise bu sefer küreselleşme
dolayısıyla beyin göçüne sebep olan yeni bir dalga daha başladı. Bu dönemde de
değişik sosyal gruplara ait, fakat hepsi eğitimli pek çok kişi bu göç dalgasına
katıldı. Beyin göçünün içinde en önemli yeri tutan bilim insanlarının
göçmelerinin en büyük nedeni, bilimsel çalışmalarını yapabilmek için Türkiye’de
bulamadıkları imkanları başka ülkelerde aramak.

ABD’de de yaşayan ve ‘sinir bilimi’ üzerine çalışan Dr. Hande
Özdinler, ancak işini yapmak için gereken alt yapıyı bulabildiği yerde çalışacağını
belirtiyor. Yurtdışında çalışmanın onun için bir tercih olmadığını, yaptığı
araştırmaları yurtiçinde aynı hızla aynı oranda yapamayacağını için orada
kaldığını söylüyor. Özdinler için işini iyi yapmak nerde yaşadığından daha
önemli, ama "Şartlar elverse Türkiye’de olmayı elbette isterim" diye eklemeden
de geçemiyor.
 

İsviçre’de Eth Zurich Enstitüsü’nde kuantum elektroniği
üzerine araştırmalar yapan Prof. Dr. Ataç İmamoğlu, orada bulduğu imkanlar
sayesinde araştırmalarını yapabildiğini, bu imkanları başka yerde özellikle
Türkiye’de bulmanın zor olduğunu ifade ediyor. İmamoğlu, bilimsel olarak
üretken olduğu ve çalıştığı konuda ortak işler yapabileceği bilim insanlarını
da bulduğu İsviçre’den ayrılmayı şu an için düşünmüyor. Ama o da imkanlar
elverdiği zaman gelmeyi hep gündeminde tutuyor.
 

Kalpleri Türkiye’de

Göç ettikleri yerlerde kolay kolay asimile olmayan Türk
halkı gibi Türk bilim insanları da Türkiye’den nerdeyse hiç kopmuyorlar.
Yaşadıkları &uuml

Bir Cevap Yazın

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.