TüYKleşmeyin!

0
580

 Yükseköğretimin yeniden yapılandırılması konusunda yapılan çalışmaların kağıt üzerindeki ilk çıktısı yaklaşık iki ay önce üniversitelerin görüşlerine sunuldu (“Yeni bir Yükseköğretim Yasasına Doğru” başlıklı metin) . Basında nedense yasa tasarısı taslağı olarak algılanan bu belge aslında son bir buçuk yıldaki çalışmaları üstün körü özetleyen bir belge niteliğinde. Üniversiteler bu belge üzerinden değerlendirmelerde bulunurken geçen hafta YÖK’ün websitesinden yeni yasa tasarısı taslağı paylaşıma açıldı. Elde böyle hazır bir yasa tasarısı taslağı varken ilk metnin paylaşılmasıyla ne gibi bir amacın güdüldüğü tam anlaşılamasa da, yeniden yapılandırma konusundaki tartışmalar tekrar alevleniverdi.

Yeni YÖK yasası hakkında pek çok haber çıktı. Önerilen değişiklikler kimi zaman “çok önemli”, kimi zaman da “önemli” değişiklikler olarak sunuldu basın organlarında. Ama herkes bir noktayı atladı. Yeni yasa aslında öğrencisinden, öğretim üyesine tüm üniversite camiası tarafından sıkça kullanılan bir tabiri tarihe gömüyor: “YÖK artık”. Üniversitelerdeki akademik ve idari işleyişi ilgilendiren ilginç YÖK uygulamalarına tepkimizi “e YÖK artık” diyerek gösterirdik.  Yeni yasa tasarısında Yükseköğretim Kurulu’nun adının Türkiye Yükseköğretim Kurulu olarak değiştirilmesi önerilmiş. YÖK, “YÖK artık” tabirinden rahatsız olmuş olacak ki kısaltması TYK olan yeni bir isim belirlemiş. YÖK gitmiş TYK gelmiş. Getirilmek istenen yeniliklerin en göze çarpanlarından birisi “YÖK artık” tabirinin tarihe gömülmek istenmesidir. Haliyle yeni bir tabir üretmek icap etti: TüYKleşmeyin! Bu tabirin aslında pek çok kullanım alanı var: mesela “TüYKleşmeyin arkadaşlar”, “beyler TüYKleşmeyelim” vs. Hatta Behzat amirimiz bir el atarsa “TüYKleşmeyin lan!” şeklinde bir kullanım da olabilir.

Mesela, toplantılar esnasında fikrini beyan etmek isterken bir sürü süslü ifade kullanarak ne söylemek istediğini söylemeyi beceremeyen kişilere “TüYKleşme” diyebilirsiniz. “Yeni Bir Yükseköğretim Yasasına Doğru” başlıklı belgenin ilk sayfasında üniversite sistemi ile ilişkilendirilen ifadeler ve kavramlar: müreffeh, yapılandırma, çeşitlilik, evrensel, rekabet, esneklik, hesap verebilirlik, demokratik siyasal kültür, özgürlük, özerklik, paradigma, etkileşme, uluslararasılılaşma, kitleselleşme, örgütlenme…Halbuki yeni YÖK yasa tasarısında bu kavramlardan hemen hiçbirinin altının doldurulmadığını görmekteyiz. Hatta yasa tasarısı yukarıdaki kavramlara tamamen zıt uygulamalar içermektedir.

Mesela, emniyet örgütünün yeniden yapılandırılması konusunda kaçamak çözümler üreten ve ana soruna neşter vuramayan ekip arkadaşlarına Behzat amirim “TüYKleşmeyin lan!” diye çıkışabilir. Yasa tasarısında ilk aradığım şey fakülte-bölüm-enstitü yapılanmasına alternatif bir önerinin izleriydi. Sanayi ve üniversitelerin hızla değiştiği bir ortamda araştırma üniversitesi gibi bir kavramdan bahsederseniz altını doldurmak zorunda kalırsınız. Araştırma üniversitesi kavramının, mevcut fakülte-bölüm-enstitü yapılanmasıyla çeliştiğini düşünüyorum. Yani birinden vazgeçmek lazım; ya araştırma üniversitesinden ya da fakülte-bölüm-enstitü yapısından. Çok radikal bir öneri mi görmek istersiniz: fakülteleri kapatın, güçlü disiplinlerarası araştırma merkezleri ya da enstitüler kurun, bölümler araştırma grupları şeklinde, merkezlerin altında yapılansın. Şu an Arizona Eyalet Üniversitesi’nde buna benzer bir örgütlenme var ve hatta son 50 yılın en büyük deneyi olarak kabul ediliyor (Nature dergisinde bu konuda çıkan kısa bir yazı için http://getir.net/497u ; üniversite örgütlenmesi konusunda daha fazla okumak isterseniz bkz. http://getir.net/49ky ). Yasa tasarısı bu şekilde akla yatkın bir kaç radikal öneri etrafında şekillenseydi “yeniden yapılandırma” konusunda tartışabilirdik. Ancak yeni yasa tasarısı daha çok eski düzenin makyajlanmış bir versiyonu olarak görünmekte. Yani bence bu yasa tasarısında “yeniden yapılandırma” yok, ama bunun haricinde pek çok şey var.

Mesela, hissedarlar tarafından sorunun ana kaynağı görülen bir yönetici, kendine aynı şirket içinde başka bir pozisyon yaratarak görevinden istifa ederse, hissedarlar bu yöneticiye “TüYKleşmeyin efendim” diyebilir. Pek çok kesim tarafından sorunun ana kaynağı olarak görülen bir kurum, yeni yapılandırma konusunda yürütülen çalışmaları koordine ederse haliyle ortaya böyle bir yasa tasarısı çıkar. Hiç bir kurum kendini lağvedecek bir yapılanma konusunda görüş bildirmez. YÖK, yeni bir isim altında -Türkiye Yükseköğretim Kurulu (onlar TYK demiş ben TüYK diyorum)- faaliyetlerine devam etmekte; düzenleyici ve denetleyici pek çok fonksiyonu aynen korunmakta; rektörlük seçiminden öğretim üyesi kadrolarının tahsisine kadar pek çok hususta aktif rol üstlenmektedir. Sonuç itibariyle eskisinden daha kuvvetli ve merkeziyetçi yeni bir üst kurulun yaratılmak istenmesi bir hayli düşündürücüdür.

Şu andaki sistemde akademik özlük hakları konusunda en büyük sıkıntı kadro-ünvan-maaş arasındaki sıkı bağdır. Günümüzdeki sistemde daha fazla maaş almanın (ve daha fazla emekli maaşı almanın) tek yolu profesör olmaktır (eğer ek derslere yüklenmediyseniz). Bu nedenle pek çok araştırmacının ana amacı en kısa zamanda profesör ünvanını almaktır. Maaş sistemi liyakat ve akademik yetkinlik kadar çalışılan süreyi de esas almalıdır. Gerektiğinde iyi bir eğiticinin aldığı ücret iyi bir araştırmacının aldığı ücrete ulaşabilmelidir. Oysa şimdiki sistemde 25 yıl hizmeti olan bir öğretim görevlisi ile bir profesör arasında ücret bakımından uçurum vardır (eşit işe eşit maaş bu olsa gerek). Ünvan, kadro ve maaş düzeni birbirinden ayrıştırılmadan akademik personeli ilgilendiren hemen hiç bir sorun tam anlamıyla çözülemez. Peki yeni tasarıda bu konuda herhangi bir düzenleme var mı? Hayır yok. Bunun yerine performans primi var.

Okuduğunuz bu gayri ciddi değerlendirmeden sonra, üniversitelerin yeniden yapılandırılması konusunda açıklanan ilk belge hakkında daha ciddi bir görüş okumak isterseniz ODTÜ-TEKPOL’ün görüşüne websitesi aracılığıyla ulaşabilirsiniz (http://getir.net/k1kz ). Pek çok üniversite ilk belge hakkında görüş açıkladı. Ancak bu görüşlerin hemen hiçbiri dikkate alınmadan yaklaşık iki ay sonra yeni YÖK yasa tasarısı taslağı paylaşıldı. Yasa tasarısı taslağınının yıl sonuna kadar tartışılacağı konusunda pek çok haber yapılıyor. Yani bizlerden yine görüş isteniyor. Hatta http://yeniyasa.yok.gov.tr/ adresinde süslü bir websitesi bile oluşturulmuş.Burada üniversitelerden gelen bir sürü farklı görüşü bulabilirsiniz. Ancak ne yazıkki bu görüşlerin pek azında sistem tartışılmış. Eski tas, eski hamam usulü devam edecek gibi görünüyor. Sadece sabunlar biraz daha kokulu, mermerler biraz daha cilalı olacak.